Zaman zaman kendinizi hayata karşı motivasyonu düşük hissettiğiniz olmuştur..

Hayalleriniz okyanus ötesi kadar uzak görünüp, kendinizi bir hiçliğin ortasında bocalıyor gibi hissediyor olabilirsiniz.

Merak etmeyin yalnız değilsiniz.

Ben de hayatımın belli dilimlerinde sanki hiçbir şey yapmaya gücüm yokmuş gibi hissettim, hala da zaman zaman böyle hissediyorum…

Bu tarz ruhsal ve zihinsel değişikliklerde benim için en önemli etkenlerden biri mevsim değişiklikleri oluyor, malum Mersin’liyim ve kapalı, soğuk, boğuk ve ruh daraltıcı havalara pek gelemiyorum, modum düşüyor…

Bir diğer etken ise; hedeflediğim şeylerin istediğim zamanlarda gerçekleşmemesi ve bu durumun bana kendimi yerinde sayıyormuş ve hayallerim sanki hiç gerçekleşmeyecekmiş gibi hissettirmesi…

Böyle zamanlarda bir anda kendimi mutsuz, pesimist ve depresif bir insan olarak bulmama yetiyor, sanki derin, dipsiz bir çukura düşmüşüm gibi…

İşte sabır, inanç ve azim de tam bu noktada devreye giriyor..

Kendimizi ne kadar kötü hissedersek hissedelim ayağa kalkacak gücü bir şekilde kendimizde bulmalı, sabırla hedefe yönelik adımlar atmaya devam etmeli ve elimizdekiler için şükretmeliyiz… Yani işin özeti iş yine kendimizde bitiyor..  Kendi kendimizi olumsuz düşüncelerle bu depresif çukura itmektense, tutup elimizden kendimizi çıkarmamız lazım…

Amacınız İçin Bir Şey Yapmıyorsanız; Amaç Değil Hayal Sahibisiniz

Ne doğru söz.. Okuyunca çok etkilenmiş ve kocaman şekilde yazıp uzun süre görebileceğim bir yerde asılı tutmuştum…

Bu yazıyı görmek her gün kendime ” ‘Hedefin İçin Bugün Ne Yaptın? ” diye sorma fırsatı veriyordu ve de harekete geçip ufak da olsa bir adım atmamı sağlıyordu.. Yani bir nevi sorumluluğu bana yüklüyordu.. Öyle ya eğer bir şey yapmazsam sadece hayal sahibi olacaktım ki hayal ve hedef aynı şeyler değildi…

Sahi neydi hayal ve hedef? Ya da farkları neydi?

Çocukluğumdan beri hayal kurmayı severim, Zaman zaman milyonların önünde şarkı söylüyor oluyorum, zaman zaman Oscar ödülünü kazanmış, zaman zaman dünyaca önemli bir icat yapmış ve adımı tarihe yazdırmış… 🙂 Kendimi hayal dünyasına kaptırmak benim için çok kolay oluyor, içten içe başardığımı hissettiriyor… Ama gözlerimi açtığımda tabii ki kendimi yine bizim Aslı olarak buluyorum :)Ve hayallerimin de hepsi PUF!!

Çünkü onlar sadece hayaller, oturduğun yerden olmasını sadece düşlediğin şeyler.. Bir aksiyon almadan, gerçekleşmesi için hiçbir adım atmadan… Ama hedefler öyle değil.. Bir hedef koyuyorsan mutlaka hedefini gerçekleştirmek için gerekli adımları da hesaplarsın ve yol boyunca karşına çıkabilecek zorluklara göğüs germeyi göze alırsın…

Yani aslında hedefler gerçekleşmesini kesin surette istediğimiz ve bunun için çaba sarfettiğimiz hayallerimizdir. Henüz gerçekleşmemiş olsalar da onlar bizim realitemizin bir parçasıdır ve hayatımızın bir evresinde mutlaka gerçekleşeceğinden eminizdir, bunun için de her şeyi yapmaya hazırızdır.

Şahsi fikrim olarak, insanın yeterli özeni, azmi ve sabrı gösterirse kafasına koyduğu her işi başaracağına inanıyorum… Zaten evren de O’na bir aşamadan sonra gerekli kapıları açıyor ve doğru zamanda doğru insanlarla karşılaşmasına vesile oluyor diye düşünüyorum.

Peki ya gerçekten hayallerim için bir şey yapmazsam? Sadece düşünce gücü ile gerçekleşeceklerini düşünmek zaten çok saçma değil mi?

Bu evde tek başıma salondaki koltukta uzanırken  ‘Ah bir sucuklu omlet olsa da yesem’ deyip, sucuklu omletin kendiliğinden pişip gelmesini beklemekle çok benzer şeyler değil mi?

Sucuklu omlet hayalini realiteye çevirebilmek için önce bir yerimden kalkıp mutfağa doğru gitmem gerekiyor ve malzemelerimi hazırlayıp işe girişmem gerekiyor öyle değil mi?

Peki her şey güllük gülistanlık olacak, her şey yolunda gidecek 5 dakikada omletim hazır olacak diye bir garanti var mı? Hayır!

Örneğin evde yumurta kalmamış olabilir, tüp bitmiş olabilir, ocak arızalanmış olabilir… Bu uğurda bin bir türlü zorluk karşıma çıkabilir öyle değil mi?

Peki sucuklu yumurta yemek benim için bir hayal değilse, gerçekten bir amaçsa yola devam mı edeceğim? Tabii ki evet!

Ne yaparım? Öncelikle eksik malzemelerimi tamamlamak için markete giderim, ki orada da olduklarının garantisi yok ama yola devam eğer bizim markette bulamadıysam bulana kadar eve dönmek yok…

Peki tüp bittiyse? Ve üstüne üstlük tüp alacak param da yoksa?

Gerekirse tost makinesinde ya da fırında bile omlet yapmayı deneyebilirim öyle değil mi? Eğer bu benim için gerçekten istediğim, olmazsa olmaz bir amacımsa tabii ki EVET!

Ama bunlardan da önemlisi eğer sucuklu omlet yapmayı bilmiyorsam ne olacak???

Tabii ki öğrenmek için bir adım atacağım, ya internetten araştıracağım, ya deneme yanılma yöntemi ile yapacağım, ya da bir bilene danışmak için annemi arayacağım… 🙂

Neden sucuklu omlet örneği ile başladım inanın hiç bilmiyorum belki sabah saatleri olduğu için olabilir ya da bu yazıyı yazarken hamileyim işte aklım fikrim yemekte olabilir anlayış gösterin 🙂 fakat asıl anlatmak istediğim hayattaki amaçlarımız bizim için ne kadar önemliyse ve ne kadar gerçekse, onları hayata geçirmek için o kadar çaba sarf edeceğimiz, sabırla bekleyeceğimiz ve zorluklarla mücadele edeceğiz anlamına geliyor… Tabii ki karşımıza çıkan zorluklar sucuklu yumurta örneğindeki kadar basit olmayacak ve hedeflerin gerçeğe ulaşma süresi de aynı şekilde kısa olmayacak, aylar, yıllar gerektirecek belki… Ama hedefine ulaştığındaki haz inanılmaz olacak ve yolda geçirdiğin tüm kazalara, yenilmişliklere değecek.. Emin olun!

Kendimden kısa bir örnek vermek gerekirse Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdikten sonra bir sene kendime zaman tanıyıp ailemin yanına Mersin’e dönmüştüm.. Orada belediyenin dikiş, resim ve gitar  kurslarına kaydoldum.. Her gün büyük bir azimle sabahın köründe kalkıp sırası ile bu derslere katılmaya başladım.. Belediye kursu deyip geçmeyin sabahtan akşama kadar vaktimi alan, neredeyse okul niteliğinde bir kurs programıydı bunlar.. Resim kabiliyetim çok mu iyiydi? Kesinlikle Hayır! Peki dikiş kabiliyetim? O da maalesef ki hayır, bir Coco Chanel değildim çok açıktı.. 🙂 Ama senenin sonunda resim ve dikiş kurslarından öğrendiklerimi birleştirerek acaba bir adım atabilir miyim diye düşünmeye başladım.. Dürüst olmak gerekirse gitar çalmaktan ve şarkı söylemekten daha çok hoşlanıyordum ama şarkıcı olmak istiyorum deme cesaretini bulamadım, onun yerine daha elle tutulur bir meslek olan moda tasarımını seçeyim bari dedim.. Hem de çocukluktan beri modaya, kıyafetlere olan ilgimi işle birleştirmiş olurum dedim.

Ailem ve arkadaşlarıma Moda Tasarım okuyacağım dediğimde beni pek ciddiye almadılar.. Ailem sağolsun tabii ki maddi anlamda desteğimi sağladı ama sonuçta herkes terzi olacağım sanıyordu. Büyük markalarda çalışmak çok kolay değil diye düşünüyorlardı sanırım…

Oysa ki Lasalle Akademi’de geçirdiğim yoğun 2 yıl boyunca sürekli hedeflerime odaklandım, öncelik tabii ki okul başarımdı.. Projelerimi en iyi şekilde nasıl yaparım diye çabaladım, çoğu zaman kendimden, zevklerimden fedakarlık yaptım..

Ve inanın 2 yıl sonrasında okulun bitimiyle gerisi kendiliğinden geldi.. Herkes mezun olup da iş ararken Lacoste firması bizle mülakat yapmaya geldi ve bir anda kendimi Lacoste’da örme gurubundan sorumlu tasarımcı olarak buldum… 2 sene önce Mersin’deki yazlıkta otururken moda tasarım hayalleri kurarken, kim derdi ki dünyadaki en bilinir markalardan birinin Türkiye’deki koleksiyon bölümünde çalışacağım ve sürekli Paris ofisine gidip yaptığımız koleksiyonları sunacağım? Hatta işe başlamamdan 2 yıl sonra sadece örme gurubu değil, tüm koleksiyondan sorumlu olup Lacoste Koleksiyon Müdürü görevini üstleneceğim?

Ama inanın hedefinize yeterince odaklanır ve sabırla, azimle çalışmaya devam ederseniz bir zaman sonra tüm kapılar size açılmaya başlıyor…

Peki ya siz hayal mi sahibisiniz yoksa hedef mi???

 

Sevgiler,

Aslı ♥

Leave a Reply

Your email address will not be published.